Bu röportaj ilk olarak Finans Gündemi platformunda, Volkan Karsan’ın “Kazandıran Sohbetler” köşesinde yayımlanmıştır. Yazının orijinaline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Ercan Arıkan, Bodrumlu. Bodrum Tohum Derneği Başkanı olarak; tarıma, gıdaya, susuzluğa, ormana ‘hayat tohumu’ atan bir sevdalı. Zehirsiz sofra için ata tohumunu ve dünyaca ünlü opera sanatçımız Burak Bilgili’nin frenk kaktüsü projesini heyecanla anlatıyor… Ülkemizin tarımına farklı bir pencereden bakmak için yakın geçmişin ödüllü gazetecisi, bugünün Bodrum Tohum Derneği Başkanı Ercan Arıkan’ın bu keyifli sohbetini sizlerle paylaşıyoruz.
Gazetecilik sonrası sılaya göç ve doğa yararına onlarca proje… Hayatınızdaki bu değişimi anlatmak ister misiniz?
İnsan yaş aldıkça ‘nerede o eski yıllar’ klişesini çok seviyor. Ancak bu cümlenin altı dolu olmalı. Köyde doğdum ve üniversite yıllarına kadar köyde yaşadım. İdealisttim ve ülkem için, kendim için iyi şeyler yapmak istiyordum. Biraz konudan uzaklaşmak gibi olacak ama konu tam da bu. Ben bu yolda ilerlerken ‘orda o eski yıllar’ vardı. Sorulara hepimizin eşit anda ulaştığı sınavlar ve hiç tanıdık olmayan mülakatlarla hayata başladık.
Mesleki anlamda çok güzel işler yaptım. Hem Türkiye Gazeteciler Cemiyeti hem de Türkiye Spor Yazarları Derneği’nden birçok ödül aldım. Türkiye’nin ilk Metro Gazetesi’ni yapan ekibin bir parçasıyım. Sevgili Sedat Bakıcı, Orhan Gökdemir, Savaş Sarıdağ ile çok güzel bir işe imza attık.
Ben Bodrum’dan ayrıldığımda Bodrumlular ve özellikle Karaova bölgesi ürettikleriyle geçiniyordu. Toprak bu kadar hızlı el değiştirmiyordu, demek ki insanlar toprak satmadan yaşayabiliyordu. O yıllarda zehirsiz tarlalar, akan dereler, işgal edilmemiş ormanlarla kaplı dağlar ve tepeler, kuşlar, yabani hayvanlar ve endemik bitkiler açısından zengin bir coğrafya vardı. Denizlerde çiftlikler yoktu ancak deniz ürünleri boldu.
2006 ve 2021 yangınlarıyla boş kalan yerlerdeki yeşil renk de beton grisine döndü. İki yangında da bu topraklardaydım maalesef. Klişeleri çok seviyorum galiba: Toprak çekti derler ya… Memlekete döndüm. Emeklilik bana göre değil tabii ki. Küçük boyutta ekme-dikme işleri derken eski başkan, aynı zamanda köylüm Ahmet Kocabay vasıtasıyla dernek ile tanıştım. Tohum Derneği amaçları doğrultusunda ve ayrıca bölge için sosyal ve ekonomik anlamda birçok projeyi hayata geçirmek için çabalıyorum.
Bodrum Tohum Derneği’ni daha yakından tanımamız için çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Ata tohum, zehirsiz tarım ve temiz gıda… Bu amaçlar doğrultusunda üretim yapan küçük ölçekli yerel üreticilerle her hafta Bodrum Ortakent’te bulunan pazar yerinde cumartesi günleri tüketicilerle buluşuyoruz. Üreticilerimiz ata tohumlarından tamamen doğal ve sağlıklı tarım yapıyor. Ürünleri aracı olmaksızın tüketiciye sunuyoruz. Dernek olarak üreticilerimizi tarlalarında ziyaret ediyor kontroller yapıyoruz. Envanter tutuyor, ayrıca pazara gelen ürünlerden numune alıp anlaşmalı laboratuvarımızda pestisit testleri yaptırıyoruz.
Tohum Takas şenlikleri düzenliyoruz. Son şenliğimizi 26 Şubat 2022 tarihinde Bodrum Belediyesi’nin katkılarıyla yaptık. Bodrum dünyada ve ülkemizde bir turizm markası ancak Belediye Başkanımız Ahmet Aras tarıma da çok önem veriyor. Türkiye’nin 5’inci Yerel Tohum Merkezi Bodrum Bahçeyakası’nda. Derneğimizin de kuruluşunda katkıda bulunduğu merkezde birlikte çok güzel bir şenlik düzenledik.
Atölyeler, dans gösterileri, skeç, minik katılımcılar için eğlence aktiviteleri ve müzik şöleni sunduğumuz şenliğe bölge halkımız da büyük ilgi gösterdi. Üyeler arasında tanışma ve dernek için dayanışma kapsamında buluşmalar organize ediyoruz. Ortakent Acıot Festivali, Bitez Mandalina Festivali, Gündoğan’da Nardugan şenlikleri gibi etkinliklere katılım sağlayarak daha çok kimseye ulaşmaya çalışıyoruz. Zehirsiz Sofralar platformu üyesiyiz. Türkiye’nin farklı kentlerinden çevre ve doğa koruma alanında çalışan 80 sivil toplum kuruluşundan birisi olarak Doğaya Güç Kat Ağı’ndayız.
Toprakla dost olabilme konusunda sanırım ilk sırayı hayvancılığın tarıma olumsuz etkileri işgal ediyor, bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bir büyükbaş hayvan beslemek için yıllık 2,5 dönüm sulu veya 5 dönüm kuru araziye, günlük ortalama 150 litre suya ihtiyaç var. Şu an dünyada kullanılan tarım alanlarının büyük çoğunluğu, yani et yiyebilmek için dünya üzerindeki toprakların yüzde 83’ü hayvanları beslemek için kullanılıyor. Dünya çapında üretilen tahıl ve baklagillerin yarısı hayvan yemi olarak kullanılıyor.
Türkiye’de evlerde kullanılan su yüzde 7 iken hayvansal tarım için harcanan su oranı yüzde 42. Bir litre süt için bin litre suya ihtiyaç var. Bir inek, 165 insan kadar atık üretiyor. Asıl önemli olan endüstriyel olarak yapılan hayvancılık. Amazonormanları, yağmur ormanları günden güne hayvan beslemek ve bunları doyurmak için gerekli tarım alanlarını genişletmek için yok edilmekte. Yoksa bahsettiğimiz küçük ölçekli, köylünün beslediği bir-iki inek, koyun, keçi ve üç beş tavuk değil.
Bodrum yarımadasında özellikle turizm tesisleri başta olmak üzere bir gıda artığı ve organik çöp konusu var, bunlar nasıl değerlendirilebilir?
Oran kaç oldu bilmiyorum gittikçe düşüyor sanırım, ancak yıllardır söyleriz; yüzde 99’u müslüman olan ülkemizde en çok yapılan simgesel hareketlerden biri yerdeki ekmeği alıp öperek kaldırmaktır. Bakın ben söylemiyorum, Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı söylüyor: Türkiye’de her gün 4 milyon 900 bin ekmek, üretilen sebzelerin yarısı, her yıl üretilen gıdanın 18 milyon 800 bin tonu ÇÖPE gidiyor. Varın Bodrum’un otellerinde, restoranlarında, kafelerinde, plajlarındaki israfı düşünün.
Japonya ve Güney Kore gıda artıklarını sistemli olarak toplayıp hayvan yemi ve enerji üretiminde kullanıyor. Gübre olarak dönüştürülüp değerlendirilebilir. Çürütülmesiyle oluşan metan gazından elektrik enerjisi üretilebilir.
Bu coğrafya uzun yıllar önce su yokluğuna karşı gümbet çözümünü üretmiş bir kültürü barındırıyor ama bölgede yağmur hasadı yetersiz. Bu konuda başarılı çalışmalar tarıma nasıl bir katkı sağlayabilir?
O yokluk zamanlarında insanlar dağlara tepelere, en ulaşılmaz yerlere bile sarnıçlar yapmışlar. Suları toplayıp yaz boyunca kullanmışlar. Bodrum evleri nasılmış eskiden? Musandıralı, sakız ve kule tipi ev. Kalın taş duvarlar, kendine has mimari ve toprak dam. Evler yapılış özellikleri itibariyle yazları serin, kışları sıcak. Geldi Bodrum’a bizim meşhur müteahhitler, yaptılar gördüğünüz yapıları; kışın donuyor, yazın yanıyor ev sakinleri. En son elektrik fiyat güncellemesiyle 5 bin liralık faturalar gelmeye başladı hanelere. Sebebi yabancılaşma sonucu ortaya çıkan cehaletin tezahürü.
Her şeyi teknoloji ve para ile halledeceğini sanan insan sondaj makinalarıyla 300 metreleri deniyor ama su nafile. Yakında petrole ulaşır ancak su zor. Ülkemiz su konusunda sıkıntı içindeyken, Bodrum yaz aylarında günlerce su kesintileri yaşarken bazı aymazların bahçelerini çimlendirmesini ve golf tesislerinin kurulmasına izin verilmesini çok anlamlı buluyorum!! Zamanında sarnıçlar yapan eski Bodrumlu zihniyeti kadar beyinlerini zorlasalardı, onca yazlık siteler yapılırken su hasadı için bir tedbir düşünebilirlerdi.
Orman yangınları ciddi bir tehdit ve tehlike. Başka hangi tedbirler alınabilir?
Sizin aracılığınızla orman yangınlarına karşı alınacak tedbirler konusunda çok önemli bir projeden ve organizasyondan bahsetmek istiyorum yeri gelmişken. Dünyaca ünlü opera sanatçımız Burak Bilgili’nin muhteşem bir projesi var. Derneğimizi ve çalışmalarımızı yakından takip ettiğini söyleyen Burak Bey, orman yangınları sonrasında Bodrum ve Türkiye için geliştirdiği “frenk kaktüsü” projesiyle bize ulaştı. Bodrum’da bir klasik müzik konseri organize etmek ve tüm geliri bu projeyi geliştirmek için derneğimize vermek istediğini iletti.
Frenk kaktüsü -bu bölgede biz hint inciri, mısır inciri de deriz- çok yıllık, bakım istemeyen, her türlü toprakta yetişebilen muazzam bir bitki. Gövde ve yapraklarındaki özel etli dokularda yüzde 90 oranında su tutma ve biriktirme özelliğine sahip. Kolay yanmayan bir bitki. Bu özelliği nedeniyle özellikle yangın emniyet yolları, şeritleri ve yangın durdurma zonlarında kullanmak için çok ideal. Etiyopya’da sunduğu su miktarı ile hayatta kalabilmek için bir mucize niteliğinde olduğu için “Hayat Köprüsü” olarak da isimlendiriliyor.
Son tahlilde şunu söylemek istiyorum: İnsan kendini bir filden ya da bir kelebekten farklı ve üstün sanıyor. Biz doğanın efendisi değil, parçasıyız. İnanıyorum ki dinozor nesline bile mezar olan bu yaşlı gezegen, bizleri de bağrına alacaktır.




